Mutlu İnsan

Aradığımız herşey içimizde

JASHUA TREE’DE SES BANYOSU…bir yol hikayesi 2. bölüm

1 Yorum

IMG_5565

Antony Robbins eğitimine katılmak üzere Los Angeles’a giden  uçaktayım. Hani bazı insanlar vardır, uçağa binince uyur, tekerlekler yere değdiğinde hostes uyandırır ya. Hep özenmişimdir. Oldum olası ne arabada ne de uçakta, ne gece ne gündüz uyuduğumu bilmem. Dolayısıyla yol bitmek bilmez. Ancak bu sefer dersime çalıştım ve  uçağa bindiğimde aldığım melatonin ile Los Angelas saatine adapte olacak şekilde 4-5 saat uyudum ve akşam üzeri saat 17 gibi Los Angeles ‘ a vardım. Bu seyahat pek çok yönden keyifli ve değişikti.

Antony Robbins’in San jose’deki “içindeki devi uyandır” eğitimi için Çarşamba gece San Jose’ye varmamız gerekiyordu. Los Angeles ile  San jose arası arabayla  yaklaşık 5 saat kadar. Yani beni öyle kandırdılar … Biz 3 günde anca gidebildik:) Eğitime gitmeme sebep olan ve organizasyonu yapan arkadaşlarım Yeliz Rüzgar ve Tolga Hancı’ya beni böyle kandırdıkları için minnettarım:)  Şaka bir yana; Kalifornia Amerika’nın en güzel eyaletlerinden birisi. Büyük okyanus kıyısında. 12 ay güneşli, keyifli, gülen insanların yaşadığı, şahane plajları ve sahil şehirleri olan bir yer. Diğer yandan pek çok özel enerji alanına sahip bir bölge. Özellikle yoga, medistasyon gibi, bedensel ve ruhsal çalışmaların yapıldığı pek çok retreat merkezi var. Bizde zaten baştan beri San Joseye giderken böyle özel yerlere uğrama niyetiyle yola çıkmıştık. İlk hedefimiz  Joshua Tree… Integratron ‘da ses terapisi seansına katılacağız.  Los Angelas’dan doğuya hareketle arabayla 2 saat mesafede. U2’nun meşhur albümüne ismini veren garip görünüşlü ağaçlarla kaplı çölün ortasındayız. Navigasyona adresi girdik ama bulunduğumuz yer Mojave Çölü. Uydu bağlantısı bir geliyor bir gidiyor. Her gün saat 12:30’da tek seans varmış. Yolun 2 saat süreceğini varsayarak yola erken çıkmamıza rağmen çölün ortasında döne dolana 12:30’da İntegratron’a zar zor vardık. Girişte bizi genç irisi, kovboy şapkalı bir görevli karşıladı. Biz geldikkkkk, çok şükür yetiştik derken aldığımız cevapla güzel bir soğuk duş aldık 50 derece sıcakta. Rezervasyon listesinde adımız yok. Habuki mail attık, telefon açtık ( telesekreterden başka birşeye ulaşamadık gerçi)… Diyor ki; teyit aldınız mı? Diyoruz ki ; bak güzel kardeşim 15.000km yoldan geldik , nolur yap bi güzellik… falan derken kapasite zaten 25 kişiymiş ve listede adı olanların 1 saat sürecek seansı başladı bile. Her türlü maymunluk ve şirinlik üzerine kovboy seans bittikten sonra sadece bize özel bir seans yaptırmaya ikna oldu. Bilirim , eğer istediğim birşey olmuyorsa daha iyi birşey olacağı içindir. Bu da öyle oldu. Sadece bizim gruba özel bir ses terapisi seansı yaptık sonunda. Anlatmak zor , yaşamak lazım…

IMG_5559

Çölün ortasında kuş uçmaz kervan geçmez bir noktada, 16 metre çapında silindir gövde üzerine oturtulmuş tek kubbeli bembeyaz bir yapı. Çok acayip… Bunun ne işi var burada diyor insan gördüğünde. 6 Türk’ün orda ne işi var?  O zaten ayrı bir hikaye:) İntegratron,  bilimsel ve sihirli bir yer. Yaratıcısı George Van Teesel ( 1920-1978) , havacılık alanında uzman bir mühendis. İnsan bedeninin ses frekansları ile  gençleştirilmesi / yenilenmesi amacıyla yapmış integratron’u.  Hem web sitesinde hemde mekandaki yazılı bilgilere göre ; George 1953 yılında bir gece sabaha karşı Venüs’ten gelen bir UFO ile karşılaşıyor ve Solgonda adında dünya dışı bir varlıkla kurduğu telepatik iletişim sayesinde integratonu yapmasına sebep olan bilgileri alıyor. Hikayenin bu kısmına “yok artık!” diyebilirsiniz ama olan biten herşey bir yandan da çok bilimsel.

bowls-more-2-2013-e1372668426452-990x1024

 Çevremizdeki herşey ve biz aslında enerjiden ibaretiz. Katı, sıvı, canlı, cansız herşeyin temel birimi atom. Çekirdeğinde proton ve nötronlar ile çevresinde dönen elektronlar. Tamamı hareketli ve belli frekanslarda titreşiyor. Vücutta ki her organı oluşturan hücrelerde kendine has frekanslarda titreşiyor. 100 yıl kadar önce Nicola Tesla, evrenin kocaman bir titreşim ve bizlerinde bunun birer yanısması olduğumuz keşfetmiş. Van Teesel vücudumuzdaki hücreleri bir anlamda şarj edecek, yeniden yapılanmasını sağlayacak doğru frekansları uzaylılarla kurduğu temasta öğrenmiş. İnsan bedenini bu frekanslara en etkin şekilde nasıl maruz bırakacağını düşünmeye başlamış. İntegratronun tasarımını ve işlevini buna göre tam 4 senede kağıt üzerinde bitirmiş. İnşaatı kendi kaynakları ve bağışlarla 18 yılda tamamlanmış. Böyle bir hikayede yapıldığı yerin de tesadüf olmaması şaşırtmıyor insanı. Dünyanın jeomanyetik alanının çok yüksek olduğu güçlü vortekslerinden biri üzerine kurulmuş. Dediklerine göre elektromanyetik alan ölçen cihazlar integratronun içinde ciddi yüksek sapma gösteriyormuş. Tamamen ahşap bir yapı. İlk girişte tarihçesini ve ziyaret edenlerin bıraktığı hatıralar, fotoğraflar bulunan bir alan var, üst kata ahşap bir merdivenle çıkılıyor. Olay tabi üst katta. İş bitirici Türk grubu olarak, içerdeki grubun seansı bitince  bizi içeri aldılar. Üst kata çıktık. 16 ahşap omurganın taşıdığı (aynı bizim camilere bezeyen) kubbenin tam merkezindeki 1 metre çapındaki delikten gökyüzü görünüyor. Bu arada camilerin kubbe yapısını dışardan bakınca hep UFO ‘ya benzetmişimdir. Yaradandan bahsederken gökyüzüne bakmamız, dua ederken ellerimizi gökyüzüne açmamız, uzaylıların gökyüzünden gelmesi, bu kubbeli yapının hikayesinde de uzaylıların olması; pek bir manidar…

IT_FULL_ROOM_print-06051

Büyük keyif ve heyecanla olay mahalinde yerimizi aldık. Yerde kubbenin iz düşümüne uygun, dairesel sıralanmış,  lacivert beyaz renkli kumaşla kaplı 20 tane kadar şilte var. Bir kenarda ise özel bir hesaplamaya göre  yerleştirldiği belli olan, farklı büyüklüklerde 13 tane kuvarz kristalinden kase. Integratron’un şuanki sahibi ve ses trapisini yapan Van Teesel’in kızkardeşinin gelmesiyle birlikte hepimiz yerdeki şiltelerden birisine uzanıyor ve gözlerimizi olacakların merakı ve heyecanıyla kapatıyoruz. Derken ince bir vınlama sesi odanın içinde yankılanmaya başlıyor ve aradan kısa bir süre geçmesiyle birlikte farklı tonda yani frekansta bir başka vınlama . Duyduğum sese en yakın tarif edebileceğim ses bir bardağın kenarıda parmağınızı gezdirdiğinizde duyulan gibi. Sesler , farklı tonlar birbiri üzerine binerken belki aynı anda 7-8 farklı frekansı duyar gibiyim. Bazısı gücünü kaybedip sessizliğe bürünürken, bir diğeri ortaya çıkıyor. Sanki birbirini kovalayan notalar gibi. Sesler nehir gibi birbirinin üzerinde akıyor. Her bir ses dalgası mekanla  olan bağlantımı biraz daha kopartıyor. Derin bir huzur ve rahatlama …Gerçek bir meditasyon hali. Taa ki, başımın sağ tarafında güldür güldür bir horlama sesi duyana kadar:) O anda kim horluyor anlamadım tabi ama öyle bir akustik var ki, sanki kulağımın dibindeymiş gibi. Horlayan kendini biliyor ben söylemiycem… Kendimi tekrar ana konuya odaklayınca horlamayı duymaz oldum ve bana 10-15 dakika gibi gelen oysa 45 dakika süren ses terapisi sona erdi. O anda aynaya bakıpta 20 yaş gençleştiğimi göremedim ama hücrelerimin en yüksek performansta yenilenme süreçlerini başalatacakları frekansa uyumlandıklarını biliyorum. Gerçekten farklı ve özel bir deneyimdi. Ayağa kalkıp dışarı çıktığımızda yarım saate yakın hiçbirimiz konuşamadık. Derin bir sessizliğin içinde zihnimizin sesi de sustu. Bir süre sonra  ” sırada ne var, ne  napıyoruz?” dememle bir herkes kendine geldi.

IMG_5560

Çocukluğumdan bu yana bizim dışımızda evrende pek çok farklı yaşam formu olduğundan eminim. O kadar ki “Küçük Prens”‘i yeni okudum ama Ayşegül serisinden sonra 10 yaşlarında  okuduğum ilk kitap Eric Von Daniken’in Tanrıların Arabaları idi. Yazarın tüm kitaplarını peşpeşe okudum ve araya da bir kaç Isaac Asimov kattım. Dolayısıyla hikaye ve deneyim benim için başlı başına çok etkileyiciydi. İşte böyle…  Çölün ortasında güzel bir ses banyosu aldıktan ve kendimize geldikten sonra yolumuzu U2’nun joshua Tree’sine ev sahipliği yapan Joshua Tree National Park’a çevirdik.  2 gün sonra başlayacak olan Antony Robbins seminerine bir gün daha yaklaşmış, ateşte yürüyecek olmanın heyecanı biraz daha hepimizi sarmıştı. Hayat kendi başına zaten çok güzel ama paylaşınca daha da güzel. Yol arkadaşlarım Esra, Yeliz, Metin, Tolga, Gülden, Murat, Gülcan iyiki vardınız…

Reklamlar

One thought on “JASHUA TREE’DE SES BANYOSU…bir yol hikayesi 2. bölüm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s