Mutlu İnsan

Aradığımız herşey içimizde

Mutlu edebildiğimiz ve mutlu olabildiğimiz kadar varız.

Yorum bırakın

25 YILI AŞKIN SÜREDİR SAĞLIK SEKTÖRÜNDE BAŞARILI BİR KARİYERE SAHİP OLAN GÜLFERİ YILDIRIM, PSİKOLOJİ ALANINDA ALDIĞI EĞİTİMLER IŞIĞINDA MUTLU VE BAŞARILI BİR HAYAT İÇİN NELER YAPILMASI GEREKTİĞİNİ KLASS’A ANLATTI:

“Önemli olan yaşanılan her şeyin içerisinde mutluluğu görebilmek ve bulabilmektir. Çünkü mutluluk bir hedef değildir. Mutluluk; içinde bulunulan andan çıkarılan bir sonuçtur.”

klass1

İş hayatındaki başarılı kimliğini akademik alana taşıyan Gülferi Yıldırım, mutluluğun sırrına vakıf olan şanslı isimlerden. Üsküdar Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisans yapan, yurt dışında kişisel gelişim ve kişisel dönüşümle ilgili eğitimler alan başarılı iş kadını hayata karşı pozitif bir bakış açısına sahip. Günümüzde çoğu kişinin mutsuz olduğunu belirten Yıldırım, hayata karşı olumlu yaklaşıldığı takdirde keyifli bir hayatın insanları beklediğini ifade ediyor. Mutlu olmak için insanın önce kendini sevmesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, kendini seven insanın dünyayı seveceğini ve hayatın istenilenleri kişiye sunacağını dile getiriyor. Mutluluğun yaşanılan andan çıkarılan bir sonuç olduğunu belirten Gülferi Yıldırım mutluluğun sırlarını, günümüzde mutsuzluktan şikayet edenlerin yaptığı yanlışları Klass’a anlattı.

“Mutlu olabilmek için öncelikle kendimizi sevmeliyiz. Kendini seven, kendisiyle barışık olan insan bütün dünyayı, Allah’ın yarattığı bütün varlıkları sever. Her şey sevmekten geçiyor; ama önce kendimizden başlamalıyız.”

“Mevlana der ki; “ Kalp sırrına erenler ne yapar bilir misin?
Kızmazlar…Küsmezler…Kırmazlar…Kırılmazlar…
Her şeyde bir güzellik bulurlar.” İşte bunları yapabilenler mutlu insanlardır.

Gülferi Hanım, iş hayatınızdaki başarılı kariyerinizin yanı sıra Üsküdar Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji yüksek lisansı yapıyor ve Tasavvuf eğitimi alıyorsunuz. Bir yandan da yazılarınızla takipçilerinizin hayatlarına “Mutlu İnsan” olma yolunda mesajlarınızla dokunuyorsunuz. Hayata karşı pozitif bakan bir insansınız. Okuduğunuz bölümün hayata karşı bakış açınıza etkisi nasıl oluyor? Yüksek lisans için neden bu bölümü tercih ettiniz?
21 yaşımda İTÜ Elektronik Mühendisliği’ni bitirdikten hemen sonra iş hayatına atıldım. Hiç ara vermeden yıllarca severek çalıştım. Akademik seviyede araştırmalar yaparak, insan davranışlarını belirleyen etkenleri, beynin ve zihnin çalışma mekanizmalarını keşfederek, mutluluğa giden yolda neler yapılabileceğini daha iyi kavrayabilmek için Psikoloji alanında yüksek lisans yapmaya karar verdim. Hayata karşı bakış açımda yaşadığım olayların ve tecrübelerin daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Okul ise insan psikolojisini ve davranışlarını daha iyi anlayabilmemi sağladı. “Gülferi yazıyor: mutlu insan” bloğum ve facebook sayfamda hem kendi hayatımdaki deneyimleri hem öğrendiklerimi paylaşarak, dünyanın herkes için daha güzel ve yaşamaya değer bir yer olmasına hizmet etmeye çalışıyorum.

Yüksek lisans eğitiminizin yanı sıra yurt dışında kişisel gelişim ve dönüşüm alanında da çeşitli eğitimler aldığınızı biliyoruz. Aldığınız bu eğitimlerden kısaca bahseder misiniz?

Son 5 yıldır dünyanın farklı noktalarında kişisel gelişim ve kişisel dönüşüm alanında önemli eğitimler aldım. Hindistan’da bir Ayurveda merkezinde eğitim alarak önemli tecrübeler edindim. Bunların yanı sıra yine Hindistan’da dünyanın en büyük spritüel üniversitelerinden biri olan World Spiritual University’de kursa katıldım. Oxford’da meditasyon eğitimi, Massachusetts Institute of Technology ( MIT) ’de ise nörobilim temelli liderlik eğitimi aldım. Son olarak University of Massachusetts Tıp Fakültesinin Bilinçli Farkındalık Araçları programını bitirdim.

Hindistan’dan Amerika’ya kadar aldığım eğitimlerin tamamı, insanın kendi öz varlığına dokunması ve gücünü keşfetmesi temeline dayanıyordu. Hemen hemen hepsinde Mevlana’nın sözlerinden bahsediliyordu. Tasavvuf bizim kültürümüzün özü olduğu halde sadece kulaktan dolma bilgilerle sınırlı kalmamam gerektiğini hissettim ve Üsküdar Üniversitesi’nde Cemalnur Sargut hocadan Tasavvuf dersleri almaya başladım.

Amerika’da ve Londra’da Antony Robbins’in eğitim programına katıldım ve korkularımın üzerine giderek dünyanın 35 farklı ülkesinden gelen 6 bin kişiyle birlikte kor halindeki ateşte yürüdüm. Öncesinde Robbins yaptığı meditasyon çalışmalarıyla bizleri ateş üzerinde yürüyebileceğimize inandırdı. Daha sonra ateşin başına geçtiğimde yemyeşil çimenlerin üzerinde yürüdüğümü ve yürüyüşümün ardından sevinç gösterisi yapacağımı hayal ettim. Bu sayede korkunun sadece beynin ürettiği bir illüzyon olduğunu ve ateşte ayağım yanmadan, acı hissetmeden yürüyebileceğimi gördüm. Her şeyin inanmaktan ve odaklanmaktan geçtiğini öğrendim. Aldığım eğitimlerin ışığında ben de eğitim ve seminerler veriyorum.

klass3klass2

“HER ŞEY SAHİP OLDUKLARINA ŞÜKRETMEK VE SEVGİDEN GEÇİYOR;
AMA ÖNCE KENDİMİZİ SEVMEKLE BAŞLAMALIYIZ”

“KENDİNİ SEVEN İNSAN BÜTÜN DÜNYAYI SEVER”

Günümüzde pek çok insan her şeyi olmasına rağmen hiçbir şeyi yokmuş gibi mutsuz hissediyor, yaşadıklarından zevk almıyor ve bu mutsuzluğunu çevresine de yansıtıyor. Peki, sizce mutlu olmanın sırrı nedir?

Mutluluk için öncelikle yaşanılan her şeyi kabullenmek gerekiyor. Hayatta karşılaşılan olayları iyi veya kötü diye ayırmadan bunları birer deneyim olarak algılamak ve dersler çıkarmak çok önemli. Ayrıca içinde bulunulan durumdan şikâyet edip çevreyi ve hatta dünyayı suçlamak yerine “Bende ne var da bunları yaşıyorum” diye bir öz değerlendirmesi yapmak gerekiyor. Bu sayede kendinizde değiştirilmesi gereken özellikleri keşfedebilirsiniz. Vazifeler içerisinde kendimizi unutuyoruz. Mutlu olabilmek için öncelikle kendimizi sevmeli ve ne kadar değerli olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. Dışardan bunu sağlayabilecek hiç kimse ve hiç bir şey yok. Bu ancak kişinin öz benliğiyle buluştuğunda, içinde gücü ve yaradılıştan gelen ışığa ulaştığında mümkün. İnsanın kendini sevmesi bencilik değildir. Kendini seven insan bütün dünyayı, Allah’ın yarattığı bütün varlıkları sever. Kendini sevmeyen insan önce kendine zarar verir, sonra da çevresindekileri mutsuz eder. Hiç kimse mutsuzluk veren birisinin yanında durmak istemez. Siz kendinize değer verdiğinizde başkaları da size değer verir. Her şey sevmekten geçiyor; ama önce kendimizden başlamalıyız. Mutluluğun en önemli kaynaklarından biri de hangi durumda olursanız olun şükredebilmektir. Sabah yataktan sağlıklı bir şekilde kalkıp işinize gidebildiğiniz ya da sadece aldığınız nefes için sahip olduklarınıza şükretmeniz sizi mutluluğa bir adım daha yaklaştıracaktır. Bu hızlı hayat temposu içerisinde hepimiz bir yarış halindeyiz. Özellikle de gelişen teknolojiyle birlikte her türlü bilgiye çok çabuk erişebilir olduk ve adeta bilgi bombardımanına tutulduk. Evde, sokakta, iş yerinde, otobüste sürekli elektronik eşyalara bağımlı halde yaşıyoruz. İnsan mutluluğu bir şeylere sahip olmakla özdeşleştirdiğinde ruhunu kaybetmeye başlıyor. Ruhunu kaybetmeye başladığı zaman da sahip olduğu hiçbir şey onu mutlu etmez bir noktaya getiriyor. Birçok insanın imreneceği hayata sahip kişiler ne yazık ki mutlu değil. Paranın ve maddi şeylere sahip olmanın mutluluk getirmediğini mutluluğun temeli olmadığını artık çevremizdeki bu tarz insanlardan rahatlıkla görebiliyoruz. Hayatta tecrübe edinirken en güzel şeylere sahip olmak çok güzel bir durum. Ancak bütün bunlara sahip olup da mutlu değilseniz bir yerde yanlış var demektir.

Peki, o yanlışlık nedir? İnsanların mutlu olamamasının altında hangi sebepler yatıyor?

Bu yanlışlığın temelinde insanın özünü unutması ve kendisiyle temasından kaçınması yatıyor. Örneğin; Yaptığınız işte amacınız salt para kazanmaksa, “Sürekli daha çok param olsun” diyor ve sizi mutsuz eden şeyleri mecburen yerine getiriyorsanız o zaman mutlu olmak gibi bir şansınız kalmıyor. Ancak yaptığınız her şeyde kendinize dair bir mana buluyorsanız, önce kendinize sonra da bu dünyaya faydalı şeyler üretebiliyorsanız bu, size mutluluğu getirir. Mutlulukla birlikte ise istediğiniz hayatı yaşamaya başlarsınız. Çünkü mutlu olduğunuz takdirde hayat size istediklerinizi daha çok veriyor. Çalışma arkadaşlarıma verdiğim seminerlerde şunları söylüyorum: “Eğer ayaklarınız işe gelirken geri geri gidiyorsa ve amacınız sadece işe gelip gideyim, paramı alayım ise geri kalan ömrünüze bakıp kaç gününüzü daha ıstırap içinde geçireceğinizi hesap edin. Hâlbuki bulunduğunuz yerin size sunduğu imkanları, güzellikleri görerek kendinizi motive eder ve daha iyi nasıl üretim yapabileceğinizi düşünürseniz iş performansınız artar. Her ne yapıyorsan elinden gelenin en iyisini yap. Bu da size beklediğiniz terfiyi ya da maaş zammını getirir. Bazen de işinizle hayat gayeniz örtüşmeyebiliyor. O zaman kendinizi boş yere hırpalamanıza gerek yok. Gidin ve sizi mutlu edecek şeyi bulun. Emin olun o zaman çok daha mutlu olacaksınız. İş hayatı için verdiğim bu örneği hayatınızın her alanına uyarlayabilirsiniz.

“MUTLULUK BİR HEDEF DEĞİLDİR”
Peki, maddiyatın sağladığı mutluluk neden kısa süreli oluyor?

İnsanlara “Ne istiyorsun?” diye sorsak pek çok kişi mutluluk hedefini daha büyük bir ev, daha iyi bir araba, daha çok para gibi maddi kazançlara bağlar. Burada aslında mutluluk verecek şey o maddi varlık değil, ona sahip olunduğundaki histir. Ondandır istediğin şeye sahip olduğunda heyecanı kaybedip şimdi de sende olmayan başka bir şey istemek. Önemli olan yaşanılan her şeyin, şuan sahip olduklarınızın içerisinde mutluluğu görebilmek ve hayattan tatmin olabilmektir. Çünkü mutluluk bir hedef değildir. Mutluluk içinde bulunduğunuz anda yaptığınız bir seçimdir. Sabah uyandığınızda dışarıda kar yağıyorsa iki seçeneğiniz vardır. “Allah kahretsin şimdi trafik berbattır” diye evden çıkabilirsiniz ya da “Ne kadar güzel kar yağıyor. İşe gidince arkadaşlarımın kafasına iki tane kar topu atarım. :)” diyebilirsiniz. Tabii bu, insanların yaşadıklarını nasıl algıladığıyla çok alakalı bir durum.

Sizin de belirttiğiniz gibi günlük hayatın temposu içerisinde kendimizi mutlu edecek ufak ayrıntıları gözden kaçırabiliyoruz. Beynimiz kalbimizin sesini duymamıza engel olabiliyor. Bu gibi durumlarda kişilere neler yapmalarını önerirsiniz?
İnsana doğduğu günden itibaren çevresi tarafından her zaman mantıklı olması gerektiği öğretiliyor. Sürekli “Aman yanlış adımlar atma, risk alma” deniyor, korkularla yetiştiriliyor. Dolayısıyla insanlar birtakım koşullandırmalarla büyüyor. Bu kültürel şekillendirmenin içerisinde birey kalbinden geçeni yapmak yerine; seçimlerini O’na öğretilmiş doğrularla, başkalarının ondan beklentilerini karşılamak için, zihninin kontrolünde yapıyor. Amerika’da Heartmat Institude’da Dr. Rollin McCraty tarafından, 26 deneğin katıldığı çok önemli bir araştırma yapılmış. Bu araştırmada deneklerin EEG ile beyin dalgaları; EKG ile de kalp atımları izlenmiş. Her bir deneğe bilgisayardan daha önce hiç görmediği 30 tane fotoğraf gösterilmiş. Bu fotoğrafların bir kısmı kaza görüntüsü veya yılan gibi insanı duygusal olarak ajite edecek görsellerden oluşurken diğer kısmı da sevimli bir kedi veya doğa manzarası gibi insanın hoşuna gidecek kareleri içeriyormuş. Bilgisayar başındaki denek mouse’a tıkladıktan 6 saniye sonra ekranda 3 saniye boyunca bu fotoğraflardan biri rastgele gösterilmiş. Her fotoğraftan sonra ekran 10 saniye boyunca kararıyormuş. Bu şekilde deneklerin bütün fotoğrafları sırasız bir şekilde görmesi sağlanmış. Araştırmada olumsuz uyarıcı içeren fotoğraflar gösterildiğinde beyin daha görseli algılamadan 5-6 saniye önce kalbin ritmini yavaşlattığı gözlenmiş. Olumlu uyarıcı içeren fotoğraflarda ise kalbin ritmi eski haline dönüyormuş. Dolayısıyla kalp gelecek görüntüyü daha göz görmeden, beyin algılamadan sezebiliyor. Allah’ın bize verdiği aklı tabii ki iyiyi, doğruyu, yanlışı ayırt edebilmek için kullanacağız. Ancak görülen şey beyne gittiğinde beyin o olayı eski tecrübelerle değerlendiriyor ve o tecrübelerle bir algı oluşturuluyor. Hâlbuki kalp olayı beyinden önce algılıyor. Dolayısıyla kişi duayla ya da meditasyonla zihnini eski tecrübelerin getirdiği koşullandırmalardan, gereksiz düşüncelerin yarattığı gürültüden arındırabilir ve anın farkına varabilirse kalbinin verdiği mesajı daha iyi duyabilir.

“Kalbini dinleyen insan kendisini mutlu eden şeyleri yapıyor demektir. Dolayısıyla insan kalbiyle beyni arasında kaldığında kalbinin sesini dinlemeli. Çünkü kalp insanı mutluluğa ve başarıya götürür.”

FullSizeRender

“KALBİN SESİ, İNSANI MUTLULUĞA VE BAŞARIYA GÖTÜRÜR”
Öyleyse kalbinin sesini dinleyenler daha iyi seçimler yapıp mutlu olabiliyorlar diyebilir miyiz?

Kalbini dinleyen insan kendisini mutlu eden şeyleri yapıyor demektir. Bir şeyi yaparken kişinin kalbi sıkışıyorsa orada bir yanlışlık vardır. Dolayısıyla insan kalbiyle beyni arasında kaldığında kalbinin sesini dinlemeli. Çünkü kalp insanı mutluluğa ve başarıya götürür. Tabii bu durum bir anda olabilecek bir şey değil. Hayatın koşuşturması içerisinde çok fazla sorumluluğumuz var ve pek çok kimliği aynı anda taşıyoruz. Yaşamın getirdiği stresle iyi bir şekilde mücadele edebilirsek beynin varsayımlarından kurtulabilir ve anın tadını çıkarabiliriz.

Mutluluk, kalbin sırrına erişmek aslında. Mevlana asırlar önce mutluluğun formülünü vermiş : “Kalp sırrına erenler ne yapar bilir misin? Kızmazlar…Küsmezler…Kırmazlar…Kırılmazlar…
Her şeyde bir güzellik bulurlar.”

“MEDİTASYON BENİM İÇİN DİŞ FIRÇALAMAK
GİBİ HAYATIMIN OLMAZSA OLMAZIDIR”

Günümüzde insanlar stresle başa çıkamamaya başladı. Peki, bunun için neler yapılabilir? Kişi stres yönetimini nasıl gerçekleştirebilir?
Dünya çapında çok yaygın olan ve ülkemizde de gerçekleştirilen “Mindfulness” adlı meditasyon çalışmalarının farkındalık sağlamada ilaç gibi bir etkisi var. Stres beyinde kortisol hormonu salınıma neden olur. Uzun süreli yüksek kortisol seviyesi ise kişilerde fiziki, zihinsel ve ruhsal sorunları doğurur. Önce mutluzluk olarak ifade edilen huzurlukluk, endişe, kaygı gibi hislerle başlar, yerini zamanla daha ağır bir mutsuzluğa hatta depresyona bırakır. Ne yazık ki dünya genelindeki stresi azaltma gücüne sahip değiliz. Sadece stres anında kendimizi nasıl yöneteceğimize karar verebiliriz. Kişinin beden ve ruh sağlığına, beslenmesine de dikkat etmesi gerekir. Beden sağlıklı olduğu takdirde beyin gerekli kimyasalları salgılayabilir, bu da vücudun düzgün çalışmasına yardımcı olur. Zihin sürekli geçmişin muhasebesi ve geleceğin kaygıları arasında gidip geldiğinde kişi anın farkına varamıyor. Bunun için düzenli olarak meditasyon ve egzersiz yapmak çok önemli. Örneğin meditasyon, benim için diş fırçalamak gibi hayatımın olmazsa olmazıdır.

“Kişi duayla ya da meditasyonla zihnini eski tecrübelerin getirdiği koşullandırmalardan arındırabilir ve anın farkına varabilirse kalbinin verdiği mesajı daha iyi duyabilir.”
Günlük yaşamınızda meditasyona ne zaman vakit ayırıyorsunuz? Meditasyon esnasında neler yapıyorsunuz?

Meditasyonun manası anın farkında olmaktır. Günün her anında yemek yerken yediğinizin tadına, kokusuna , rengine dikkat etmek, banyo yaparken hatta bulaşık yıkarken suyun akışını hissetmek dahi meditasyondur. Meditasyonumu genellikle akşam işimi bitirince, oğlum uyuduktan sonra kendimle baş başa kaldığımda yapıyorum. Mum yakıp bir köşede sessizce oturarak nefesime odaklanıyorum. Tabii bunu yaparken zihnimi susturmaya çalışmıyorum. Çünkü zihnin işi düşünce üretmektir. Zihnin ürettiği düşünceler arasında bedeninizde neler olduğuna, nefesinizin ciğerlerinize nasıl dolduğuna ve burnunuzdan nasıl çıkıp gittiğine odaklanabilirseniz zihninizin geçmişle gelecek arasındaki gelgitleri yavaşlar, daha çok anda kalabilirsiniz.

Bunu düzenli yaptığınızda beyin günlük işlerinizin içinde dahi anda kalabilmeyi öğreniyor. Anda olanın farkında olduğunuzda karşılaştığınız olaylara otomatik tepki vermek yerine bilinçli bir farkındalıkla yanıt veriyorsunuz. Sizin durumlar karşısındaki davranışlarınız değiştiğinde de işte o zaman dünyanız değişmeye başlıyor.

“MEDİTASYON VE FARKINDALIK ÇALIŞMALARI BEYNİN YAPISINI DEĞİŞTİYOR.”
Peki, meditasyonun kişiye sağladığı psikolojik ve zihinsel faydalar nelerdir?

Bir kaç ay önce University of Massachusetts Tıp Fakültesinin Mindfulness meditasyon programını bitirdim. Bu programın amacı çeşitli farkındalık araçlarıyla zihnin durmadan ürettiği düşüncelerden ve senaryolardan sıyrılıp gerçekte olanın farkına varmasını sağlayarak, otomatik pilotta yaptığı davranışları değiştirmesini sağlamak. Beyindeki nöronlar arasında doğduğumuz günden bu yana yaşadığımız deneyimlerle şekillenen bağlantılar ve şemalar belli olaylar karşısında belli duygular yaşamamıza neden oluyor. Örneğin birini görürsünüz, bir mimiğini veya hareketini eski bir tanıdığınıza benzetirsiniz. Hatta çoğunlukla bunu bilinçli zihninizle değil farkında olmadan bilinçaltı yapar. Bu da o insana karşı önyargıyla yaklaşmanıza yol açar. Zihin egzersizleriyle her şeye önceki deneyimlerden bağımsız ve önyargısız bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Her akşam yapılan meditasyon hem zihni rahatlatıyor hem de kişiyi ertesi güne hazırlıyor. Harvard ve Oxford gibi dünyaca ünlü üniversitelerin bu konuda yaptığı araştırmalar var. Bu araştırmalarda düzenli meditasyon yapan kişilerin beyinleri MR ile incelenmiş ve beyinlerinin hangi bölgelerinin aktive olduğuna bakılmış. Meditasyonun beyinde yeni nöronların oluşmasını sağladığı, meditasyon yapanların bellek merkezi olan hipokampüsün yapmayanlara göre daha büyük olduğu ve bu sayede hafızalarının daha çok geliştiği görülmüş. Ayrıca meditasyon yapanların hesap, planlama, odaklanma gibi üst bilişsel işlemlerin gerçekleştiği prefrontal korteks denilen beynin ön kısmının kalınlaştığı açıkça görülüyor.

Beynin biyolojik yapısında oluşan bu değişim ve bununla birlikte geldiğiniz bilinç düzeyinde hayat artık daha başka akmaya başlıyor. Bunu hayatınızın her alanına yansır. İnsanlarla olan ilişkileriniz değişir, iş hayatınızda verdiğiniz kararlar daha isabetli olur, yaratıcılığınız artar böylece başarılı, sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşamaya başlarsınız.
“HAYATIMIZDAN OLUMSUZ KELİMELERİ VE ŞİKAYET ETMEYİ ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR. BENİM İÇİN KÖTÜ OLAY YOKTUR. DENEYİM VE ALINACAK DERSLER VARDIR.

Hayatın pozitif bir şekilde yaşanması için yapılan meditasyonların, alınan eğitimlerin yanı sıra kişilerin söylemleri de kelimelerin evrende yarattığı etki açısından çok önemlidir. En basit bir kelimenin bile kendine has bir gücü olduğunu düşünürsek kişilerin bu konuda neler yapması gerekir?

Öncelikle hayatımızdan olumsuz kelimeleri çıkarmamız gerekiyor. Örneğin benim hayatımda yaşadığım hiç bir sıkıntının tanımı kötü değildir. Onun yerine “Her şey olması gerektiği gibi oluyor, ben kendimde neyi dönüştürmeliyim” diye sorarım. Dua ederken bile “Allah’ım bizi kötülüklerden, elemden, zulümden koru” demeye alışmışız. Hâlbuki her sesin bir titreşimi ve her kelimenin beyinde yarattığı bir algı ve bilinçaltı kaydı vardır. Dolayısıyla “Allah’ım her şeye şükürler olsun, hep güzellikler yaşat” demeye başlamak bile önemli bir adımdır. Kelimelerin gücünü daha iyi anlatmak için size geçen yıl hayatını kaybeden Japon Bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emoto’nun yaptığı bir deneyden bahsetmek isterim. Emoto bir kaptaki su moleküllerini belli bir süre kötü sözlere maruz bırakırken diğer kaptaki suya güzel sözler söylemiş. Tam kristalize anında molekülleri elektron mikroskobuyla incelemiş. Bilim adamı iyi sözlere maruz kalan su moleküllerinin muhteşem, simetrik şekillere sahip olduğunu; kötü sözlere maruz kalan su moleküllerinin ise yamuk yumuk bir halde olduğunu görmüş. İnsan vücudunun yüzde 70’inin su olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda ağzımızdan çıkan sözleri ve zihnimizden geçenleri olumlu hale çevirmemiz başta vücut sistemimiz olmak üzere her şeyi etkiler. Etrafımızdaki her şey enerjinin yoğunlaşmış halidir. Ses de, düşünce de bir enerjidir. Sözlerimizi ve düşüncelerimizin farkında olarak, kontrol edebilir, onları olumlu bir hale sokabildiğimiz zaman hayatımızda güzel şeylerin olmasına zemin hazırlarız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s