Mutlu İnsan

Mutluluk paylaştıkça çoğalır

Aylin Algun: “Kaktüs Ekerseniz, Papatya Çıkmasını Beklemeyin”

Yorum bırakın

aylin_algun_mutluinsan

Heal Your Life’ın (Hayatınızı İyileştirin) Türkiye Lisanslı Eğitmenlik ve Koçluk Eğitmeni olan Aylin Algun, bütünsel yöntemlerle verdiği katılıma açık ve kurumsal eğitimleri, bireysel koçluk çalışmaları, kitapları ve konuşmacı olarak yer aldığı organizasyonlar aracılığıyla, kişilerin yaşamına katkı sağlamak üzere çalışıyor. Louise L. Hay’in dünyaca ünlü öğretisi üzerinden Aylin Algun, özgürlük ve mutluluk konularıyla ilgili önerilerde bulunuyor.

Heal Your Life’ın (Hayatınızı İyileştirin) Türkiye Lisanslı Eğitmenlik ve Koçluk Eğitmeni olan Aylin Algun iş hayatına medya sektöründe başlamış. Sırasıyla Star TV, CNN Türk ve FOX TV’de ayrıca Amerika’da 2 lokal gazetede toplam 15 yıl satış, pazarlama ve projeler alanlarında çalışmış ve yöneticilik yapmış. Kariyer odaklı bir hayat sürerken, kişisel gelişim alanına yoğun ilgisi sebebiyle medya sektörünü bırakan Aylin Algun, kişisel gelişim ve koçluğun dünyadaki önemli isimlerinden Dale Carnegie Eğitim’in, 2006’da Türkiye’de kuruluşu ve yapılanmasında yer almış. Dale Carnegie Türkiye aracılığıyla verdiği kurumsal eğitimlere 2015 yılına kadar devam etmiş. Öte yandan Yaşam Koçu ve NLP Master Trainer olarak, belirli bir dönem kişilerle bireysel olarak da çalışmış. Hayatındaki en büyük değişimi, 2 yıl boyunca çare bulunamayan bir hastalıktan, kişisel gelişimin yanı sıra insanın manevi yolculuğunu da temel alan zihinsel, duygusal ve ruhsal odaklı bütünsel yöntemler aracılığıyla sadece 2 haftada iyileşmesiyle gerçekleştiğini anlatan Aylin Algun o noktadan sonra, Türkiye’den ve dünyadan birçok önde gelen eğitmen ve danışmanla, hayatın her alanda yaşam kalitesini arttırma yöntemleri üzerinde çalışmalar yapmış. Biz de Aylin Algun ile hayatı iyileştirmenin yollarını konuştuk.

Öncelikle Heal Your Life’ın hikayesini dinleyelim sizden…

2012 yılında, dünyada kişisel ve spiritüel gelişimin belki de en önemli isimlerinden, Türkiye’de ise kendi ileri derece kanserini hiçbir ilaç kullanmadan iyileştirmesi hikayesiyle kısmen bilinen Louise L. Hay’in Heal Your Life-Hayatınızı İyileştirin öğretileriyle tanıştım. Amerika’da sertifikasyonlardan geçerek öğretinin lisanslı bir eğitmeni, ayrıca bireysel koçu oldum. 2014 başında, Türkiye’deki tek Heal Your Life Eğitici Eğitmeni olarak, öğretinin uluslararası eğitici yetiştirme ve sertifikasyon yapma hakkına sahip dünyadaki 14 yetkilisinden birisi oldum. 2015 yılında ise bu öğretinin lisanslı koçlarını, ayrıca kurumsal eğitmenlerini de yetiştirmek üzere yetkilendirildim. Louise L. Hay’in öğretileriyle hayatım farklı bir yön aldı. Louise L. Hay’i birçok kişi 1980’lerde kendi kanserini herhangi bir kimyasal ilaç almadan iyileştirmiş biri olarak tanır. Düşünce Gücü ile Tedavi diye bilinen bir kitabı vardır. İnanılmaz bir hayat öğretmeni bana göre. Önce kitabı okudum. Bugüne kadar teknik veya manevi açıdan yaptığım her şeyi kapsayan bir öğreti olduğunu gördüm. Daha sonra bunun eğitimini almak için yurtdışına gittim. Döndükten sonra bu öğretiyi Türkiye’de yaymaya karar verdim. Çünkü bilimle de maneviyatla da kol kola gidiyor. Heal Your Life, “hayatınızı iyileştirin” diyor, yani kişiye “kendisinin” bunu nasıl yapabileceğini “öğretiyor”.

Aynada Seni Gördüm ve Bir Güven Meselesi isimli iki kitabınız var. Neler anlatıyorsunuz kitaplarınızda?

Nisan 2016’da İnkılap Yayınevi aracılığıyla, romantik ilişkiler odağı üzerinden kişisel gelişim öğretilerini kapsayan “Aynada Seni Gördüm” adlı ilk kitabım yayımlandı. Güven konusunu, güveni zorlayan temel durumlar üzerinden anlattığım “Bir Güven Meselesi” adlı kitabım ise yine aynı yayınevi tarafından Nisan 2017’de yayımlandı. Aynada Seni Gördüm, romantik ilişki vakaları üzerinden ilerliyor ama tüm ilişkilere açılıyor. Çünkü bence aile, çocuk, arkadaşlık ilişkileriyle romantik ilişkilerin temel dinamikleri aslında çok benzer. Sevgiyi sorgulayan bir kitap… Bir Güven Meselesi ise adından da anlaşılacağı gibi güven olgusunu irdeliyor. Güven, en büyük meselemiz. Bir sonraki kitabımı ise “özgürlük” üzerine kurgulamak istiyorum. Ters bir köşeden ele alarak, bağımlılığın yalnızca madde ile sınırlı olmadığını; örneğin insan bağımlılıklarımızdan, aslında en genelde zihinsel kalıplarımıza olan bağımlılığımızdan bahsetmek istiyorum.

Özgürlük ve bağımlılık size göre nedir?

Benim iki tane çocuğum var ve diyelim ki ben çocuklarımı rahat rahat bir yere bırakıp gidiyorum. Ancak bunu yaparken de kendimi suçluyorum. Gerçekten özgür müyüm? Çünkü eğer kendimi suçlu hissediyorsam o zaman özgür değilimdir. Suçlu hissetmiyorsam, özgür olduğumu söyleyebilirim. Yani özgürlük dışarıda arayacağımız bir şey değil, iç dünyamızla ilgili bir kavram.

Yargı-suç-ceza döngüsüne inanıyorum. Pek çok kişi başkalarını suçladığı zaman haklı olmak adına mutluluğundan taviz verdiği bir hapishaneye kapatıyor kendini; “Ben haklıyım hapishanesi”. Haklı olma takıntısı da mesela benim ele aldığım açıdan bir bağımlılık…

Öte yandan bazen bütün gücümüzü başkalarına devrettiğimiz durumlar olabiliyor. Onların hayatlarını kendi yolumuzmuş gibi benimseyebiliyoruz, kendimizi bulamıyoruz. Benim ele aldığım açıdan bu da bir bağımlılık… Bu tip durumlar olduğu zaman özgür olmuyoruz. Tabi bunların hepsinin altında yatan farklı dinamikler var; örneğin nörobiyolojik sebepler de var.

Peki, hayatımızı nasıl iyileştiririz? Neler önerirsiniz?

Bizim atasözlerimiz çok kıymetli. Örneğin, “Ne ekersen onu biçersin” diye bir atasözümüz var. Çok derin bir anlamı var. Tohumları toprağın altına ekiyoruz ve sonra istediğimiz şeyin çıkmasını bekliyoruz. “Ne ekersen onu biçersin” benim anladığım açıdan şunu söylüyor, “iç dünyana kaktüs tohumu ekerek hayatında papatya çıkmasını bekleyemezsin.” Kaktüsle karşılaştığımız zaman dikenlerden kurtulmak için inanılmaz bir efor sarf ederek hayatımızı yoluna koymaya çalışıyoruz. Ektiğimiz tohum, kimi zaman farkında olduğumuz, çoğu zaman da farkında olmadığımız, gün boyu akan birtakım düşüncelerimiz, duygularımız, zihinsel kalıplarımız, derin inançlarımız, birtakım varsayımlarımız, yargılarımızdan oluşuyor. Bunlar bir kombinasyon ve hepsi de ektiklerimiz… Bizim öğretimiz ise şunu iddia ediyor, hayat tüm bu ektiklerimizi hayatımıza deneyim olarak getiriyor.

Ne ekersek, tıpkı toprak benzetmesi gibi, zihnimize ekiyoruz. Toprağın altını görmediğimiz gibi zihnimizin içi de görmediğimiz bir yer. Dolayısıyla hayatı iyileştirmek her şeyden önce düşünceyle başlıyor. Kendimle ilgili ne düşünüyorum, başkalarıyla ilgili ne düşünüyorum, hayatla ilgili ne düşünüyorum? Bunlar küçük düşünce kıvılcımları ama sizi havai fişeklere de götürebilir, yangınlara da… En basit yöntemle, ne düşündüğünü fark etmeye başlamak önemli. “Benim özgür bir iradem var ve zihnimin içinde benden başkası yok. Acaba daha farklı düşünsem ne olurdu?” diyebilmek önemli. Yani bir bakıma, işe yaramayan tohumları değiştirmek gerek. Birincisi bu. İkincisi, hemen herkesin sıklıkla duyduğu sözlerden biridir, “Kendini sev.” Bizim öğretimiz de bunu söylüyor ama burada önemli bir nüans var: Hepimizin artıları, eksileri var. Bunları mümkün olduğu kadar kendi adımıza fark edip kabul etmek önemli… Kabul etmek de yanlış anlaşılabiliyor, kadercilikten söz etmiyorum. Görmek ve görmek istemediklerimizin de varlığını kabul edebilmekten söz ediyorum. Çünkü çoğu zaman görmek bile istemiyoruz. “Evet, burada duruyor, var” diyebilmek, ötelememek, yok saymamak, bastırmamak… Bunu kabul ettiğimiz zaman illa bir dönüşüm süreci başlayacak. Kendini sevmekten kastımız da bu kabul etme durumu, eksi olarak tanımladığımız yanlarımızı da kabullenmek ve kendimizi severek şefkatle dönüştürebilmek. Sert yöntemlerle, eleştirerek, yargılayarak bir dönüşüm olmuyor.

Bir başka nokta olarak şunu da söylemek isterim, geçmişe fazla takılı kalıyoruz. Affetmek, önemli bir kavram. Geçmişe öğrenci gözlüğüyle bakabilmek önemli bence… Her olay bize bir şey öğretti, her olay bizi başka bir tarafa doğru götürdü. Her seferinde bir kasımız güçlendi. Hayat, zayıf kaslar üstüne ağırlık koyar; ben buna inanıyorum. Hepimiz sürekli bir gelişim içerisindeyiz. Eğer böyle bakmayı başarabilirsek, geçmişimizde mesele ettiğimiz şeyler yük olmaktan çıkıyorlar. Sadece öğrendiğimiz deneyimler haline dönüşüyorlar. Hayatımızda her an öğrenci ya da kurban olmak arasında bir seçim yaptığımıza inanıyorum. Geçmişimizi, başkalarını, kendimizi suçladığımız zaman belki egomuz rahatlıyor ama o deneyimden bir şey öğrenemiyoruz. Yani deneyimden doğru hizmeti alamamış oluyoruz. Bunun yanı sıra, suçladığımız kişilerin tutum ve davranışlarına bağımlı hale geliyoruz. Duygusal olarak onların tavırlarına göre sarsılıyoruz. Bu şekilde gücümüzü de onların yetkisine devretmiş oluyoruz. Kendimiz ise tamamen edilgen olduğumuz bir noktada kalıyoruz çünkü zihnimizde “her şey o kişinin yüzünden” olmuş oluyor. Yani o kişi bir süper kahraman, her şey ama her şey onun yüzünden olabiliyor.

Peki, siz kendi hayatınızda neleri değiştirdiniz ve şimdi aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?

İyileştirdim mi bilmiyorum çünkü “iyi” tanımı çok muğlak bence. Şu anda nasıl hissettiğimle ilgili… Ben daha özgür bir kadın görüyorum, bu benim için çok önemli. Sevgi konusunda, hayatın akışına güvenmek konusunda biraz daha yol almış bir kadın görüyorum, hayatın tadını daha çıkarabilen bir kadın görüyorum. Hepimizin zorlukları ve yaraları var. Yüzde yüz iyileşiyor mu inanın bilmiyorum ama bunlardan öğrendiklerimiz var ve bu çok kıymetli… Geçmişinize göre kendinizi -hayatınızda olan bitenden bağımsız olarak- daha dengeli hissediyorsanız, ilerleyebiliyorsunuz demektir. Zaten kalp atışında bunu görebiliriz, o çizgi dümdüz olduğunda bedende değilsinizdir. Dolayısıyla hayatımızda iniş ve çıkışlar bedende olduğumuz sürece olacak. Bu iniş çıkışları kucaklama biçimini dengeli bir hale getirebilmek benim yaklaşımıma göre hayatınızı iyileştirmek oluyor.
Son olarak, mutluluk nedir sizce?

Mutluluk bence herkese göre değişen çok geniş bir kavram. Benim baktığım taraftan, mutluluk bir zemin. Kimi zaman orada çok duruyoruz. Kimi zaman daha az duruyoruz. Çok fazla anlamlar da yüklemiyorum ama doğal olmasını çok önemsiyorum. Yani ben birtakım güçlüklerin üstesinden geldikçe, bir şeyler öğrendikçe, zaten kendimi mutlu hissediyorum. Doğal olarak gelinen bir süreç. “Ben niye sürekli mutlu olamıyorum” takıntısına da dönüştürmemek gerek çünkü hayatın sürekli mutluluk içeren bir gerçeği de yok. Önemli olan o zeminde daha uzun süre kalabilmeyi doğal şekilde sağlamak. Bunun da iç dünyamızla ve zorluklarla başa çıkabilme mekanizmalarımızla ilgili olduğuna inanıyorum. İçsel kaslar güçlendikçe, kurban değil öğrenci gözlüğüyle olayları anlamlandırdıkça mutluluk kendiliğinden gelinen doğal bir hal oluyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s