Aradığımız her şey içimizde

Şebnem Özinal, Hayatı Oyunla Anlatıyor

Yorum bırakın

zrb_gorseller_1-11mart_genel-02

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde aldığı Jeoloji Mühendisliği eğitiminin ardından katıldığı bir güzellik yarışmasından derece alarak hayali olan oyunculuğu elde etmiş Şebnem Özinal. Yıllardır sahne tozu yutuyor, bunun yanı sıra sinema ve televizyonda da farklı rollerde birçok kez izledik onu. Bu yıl 4. Mutlu İnsan Zihin Ruh Beden Festivali’ne ilk kez katılacak olan Özinal, bu kez sadece oynamayacak aynı zamanda festival katılımcılarını da oynatacak ve hayatı oyunla anlatacak.

1971, Ankara doğumlu… İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra yönünü tiyatroya çevirdi. 1991 yılında Çılgın Sonbahar adlı oyunla Dormen Tiyatrosu’na katıldı ve Şahane Züğürtler, Beşten Yediye, Sevgilime Göz Kulak Ol, Arap Saçı, Oyun Karıştı, Bu Filmi Görmüştüm, Popcorn, Amphytrion 2000 ve Bugün Git Yarın Gel gibi oyunlarda önemli roller üstlendi. Ardından Dostlar Tiyatrosu, Tiyatro İstanbul ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun oyunlarında rol aldı. Sinema ve televizyon ekranlarından da tanıdığımız oyuncu Şebnem Özinal şimdilerde yine Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Tamamla Bizi Ey Aşk” isimli tiyatro oyunuyla izleyici karşısına çıkıyor. Tamamla Bizi Ey Aşk oyunu izleyicinin de katılım sağladığı interaktif bir oyun ve boşanmak üzere olan bir çiftin evlilik terapisi sürecini konu ediyor. Bu yıl 4. Mutlu İnsan Zihin Ruh Beden Festivali’nde katılımcılarla da oyunlar oynayarak drama terapi yapacak olan Şebnem Özinal ile kariyer geçmişini, seçimlerini ve elde ettiklerini, hayattan nasıl beslendiğini konuştuk.

Öncelikle sizden oyunculuk serüveninizi dileyelim. Üniversitede farklı bir alanda eğitim aldıktan sonra tiyatroya yönelmenizin sebebi nedir? Sahneye ilginiz nasıl başladı?

Ortaokul ve lise yıllarım tiyatro oyunlarını izlemekle geçti. Ankaralıyım ve Ankara’da tiyatro, bale, opera gibi aktiviteler daha fazladır; en azından bizim zamanımızda öyleydi. Belki çok klasik olacak ama ne zaman bir oyun izlesem, üzerimdeki etkisi günlerce sürerdi. Kendimi sahnede görmeyi hayal ederdim. Üniversiteye hazırlanırken -klasik bir Türk ailesi yaklaşımıyla- ailem tiyatro okumamı istemedi. Türkiye’nin koşullarına bakarsanız, haklıydılar belki de ve “Başka bir bölüm oku, tiyatroyu da hobi olarak yap” dediler. Tabi benim zamanımda mühendislik, iktisat, işletme, eczacılık gibi meslekler çok popülerdi. Ben yine de iki yıl üst üste konservatuara hazırlandım. İlk yıl, sınav zamanı hastalandım. İkinci yıl ise sınava girmeme babam müsaade etmedi. Sonuç olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliğine girdim. Çok isteyerek okuduğumu söylemeyeceğim. Çalışmaya ve kendi paramı kazanmaya hep çok meraklı oldum. Bu nedenle üniversiteye giderken, daha birinci sınıfta harçlığımı çıkaracak işlerde çalışmaya başladım. Anketörlük yaptım, fuarlarda stant hostesliği yaptım. Ardından Neşe Erberk Ajans’a kaydoldum ve ufak tefek reklam filmlerinde rol almaya başladım. O dönem ilk kez bir televizyon kanalı güzellik yarışması düzenliyordu, birlikte okula gidip geldiğim bir arkadaşım dedi ki “Şebnem kazanana araba hediye ediyorlarmış, katılsana. Belki kazanırsın”. Tek derdimiz arabaydı çünkü okul Maslak’taydı, evimiz Göztepe’de. Gidip gelmek çok zor oluyordu. Ulaşım olanakları şimdiki gibi değildi, her gün 4-5 vesaite biniyorduk, o zamanlar Maslak da böyle değildi tabi, kurtlar iniyordu. Ben de bunun üzerine yarışmaya katıldım. Dereceye giremedim ama Dormen Tiyatrosu ile bu sayede tanıştım. Yarışmanın sahne düzenlemesini Haldun Dormen ve ekibi yapıyordu. Uzun bir kamp sürecinde sık sık sohbet etme imkanı bulmuştuk ve ben de sık sık tiyatro sevgimden söz etmiştim. Yarışmadan bir ay sonra Dormen Tiyatrosu’ndan aradılar beni. Bir oyuncuları yurtdışına gidiyormuş. Onun rolünü teklif ettiler. Ben de o dönem hastanedeydim, ameliyat olmuştum. “Ya vazgeçerlerse” diye söylemedim bile ameliyat olduğumu. Hastaneden çıktığım gibi soluğu Dormen Tiyatrosu’nda aldım. İşte yıllar yılları böyle kovaladı. O zaman repertuar tiyatrosu gibiydi, her yıl 2-3 tane oyun koyardı özel tiyatrolar. Bu arada, her ne kadar okulum sekteye uğrasa da, ite kaka okulu da bitirdim. 2000 yılında Dormen Tiyatrosu kapandı. Dostlar Tiyatrosu’na geçtim. Ardından Tiyatro İstanbul ve son olarak da Ali Poyrazoğlu tiyatrosu geldi. Hamilelik dönemim ve sonrasında kızım Ayşe büyüyene kadar, tiyatroya bir süreliğine ara verdim. Bu yıl yine Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştum.

Şu anda “Tamamla Bizi Ey Aşk” adlı oyunda rol alıyorsunuz. Oyunun konusundan biraz bahseder misiniz?

Ali Poyrazoğlu’nun Tamamla Bizi Ey Aşk ve Bir Sen Kaldın Yalnızlık Gidince isimli kitaplarından derleme ve aynı zamanda interaktif bir oyun. Seyirciyle beraber oynuyoruz. Oyun evlilik terapistinde geçiyor. Bir çift boşanmaya karar veriyor ve kadın boşanmadan önce, son bir şans olarak evlilik terapistine gitmeyi teklif ediyor. Psikodramanın kurucusu Jacop Levy Moreno’nun tekniğini kullanarak hem seyirciyi oynatıyoruz hem kendimiz oynuyoruz.

İstanbul dışında oynuyor musunuz?

İzmir’de oynadık, önümüzdeki günlerde Ankara’da oynayacağız. Adana ve Bursa da olur diye düşünüyorum. Yaz turneleri yapacağız. Aralık’ta oynamaya başladık, aslında çok yeni bir oyun.

2018’de tiyatro dışında farklı projeleriniz olacak mı?

Oyun nedeniyle pek de başka bir şey yapmaya vakit bulamıyorum. Bu yıl Bahçeşehir Üniversitesi’nde İleri Oyunculuk Bölümü’nde Yüksek Lisansa da başladım. Haftada 4 gece derslerim oluyor. Bu nedenle, bu sene TV programı veya dizi projelerinde yer alamayacağım. Tercihimi tiyatrodan yana yaptım açıkçası çünkü tiyatro bana her zaman daha fazla heyecan veriyor. Sahnede olmak apayrı bir adrenalin gerçekten… Seyirciyle birebir kontakta olmak, tiyatro sahnesinde bir şeyler geliştirebilmek; yaratıcılık hem prova döneminde hem oyun başladıktan sonra sahne üzerinde hiç bitmeden devam ediyor. Bizim oyunumuz da ters köşelerle dolu bir oyun, çok güldürürken birdenbire ağlatabiliyor. Hayatın gerçek anları var. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bu yıl tiyatro anlamında çok iyi bir yıl olacak benim için.

Kızınız Ayşe ileride tiyatroyu tercih ederse, ne hissedersiniz?

Gösteri sanatlarının ve tiyatronun Türkiye’de ne yazık ki çok dengesiz bir yapısı var. Yani bir bakıyorsunuz işiniz var, bir bakıyorsunuz iş bulamıyorsunuz. Rutini yok, kendinizi hiçbir zaman garantide hissetmiyorsunuz. Yurtdışında böyle değil hem çalışma saatleri açısından hem telif hakları açısından herkes birbirinin arkasında duruyor. Herkes birbirine destek oluyor ve kararlılıkla devam ediyorlar ama bizde tutarlı bir yanı olmadığı için kimse kimseye destek olamıyor. Tabi kızım isterse ve yeteneği varsa tercih etsin.

Zihninizi, ruhunuzu ve bedeninizi nelerle besliyorsunuz?

Benim en büyük dayanağım çok sevdiğim bir işi yapıyor olmam. Hayatta herkesin kendine göre kriterleri vardır. Kimi seyahat etmeyi sever ve kendini öyle besler, kimi farklı bir şekilde. Benim için de çalışmak çok önemli ama sevdiğim bir işle ilgili çalışmak… Sadece çalışıp para kazanmak bir hedef olmadı hiçbir zaman benim için. Burada tatmin noktam, sevdiğim bir işten dolayı para kazanabilmek hem mutlu olabilmek hem o işte üretkenliğimi arttırabilmek, körelmemek ve de ilerleyen yılları bu şekilde tamamlayabilmek. Bizim toplumumuzda 40-45 yaş sonrası, pek çok kişide hayattan çekilme hali başlıyor. Emekliliğe yönelik yatırımlar artıyor. Benim şu anda okulda 25 yaşında arkadaşlarım var, çocuğum olabilecek yaştalar ve hepsiyle de çok iyi anlaşıyorum. Onlardan yeni şeyler öğreniyorum, onların dünyasına daha rahat girebiliyorum. Amacım genç kalabilmek değil, amacım dünyayı takip edebilmek ve gündem dışında kalmamak. Çünkü bence insanı en çok bu gibi durumlar köreltiyor. Kişinin önce kendini tanıması gerekir diye düşünüyorum. Biz kendimizi tanımıyoruz. Kendimizden önce eşimizi tanımak istiyoruz örneğin, kendimizi mutlu etmeye çalışmıyoruz, başkalarının mutluluğunu önemsiyoruz. Kendimizi mutlu edebilmemiz içinse kendimizle ilgili tespitler yapmalıyız. Neler istiyoruz, nelerle mutlu oluyoruz? Mutluluk çok anlık bir duygu bana göre. Örneğin, bir haber duyarız ve çok mutlu oluruz ama bu mutluluk senelerce sürmez. Hepimizin mutluluğa çok ihtiyacı var ama hayatta sadece mutlu anlar yok. Bu gerçeği kabul ederek yaşamamız lazım. Her dakika mutlu olursak, bir tuhaflık var demektir. Hüzünler, üzüntüler, pişmanlıklar yaşanan hayal kırıklıkları, yapılan yanlışlar bizi besleyen şeyler bence. Elbette pişmanlıklarımız olacak, hiçbirimiz mükemmel değiliz. Aynı zamanda, mutlu olduğumuzu yaşarken fark etmeliyiz, yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda “ne kadar mutluymuşum” dememizin de bize bir faydası yok.

Yeniden kendime dönecek olursam, kendime yaptığım yatırımlar en büyük zenginliğimdir. Maddiyat hiçbir zaman önemli olmadı benim için. 19 yaşımdan beri çalışıyorum ve standartlarımı kendim yarattım. Bugün 1 lira da kazansam da 5 lira da, yine o standartta yaşayacağım. Ama hayatta her dakika öğrenebileceğimiz başka şeyler var, bunları kaçırmak istemem. İnsan kendini bu şekilde beslemeli bence.

Mutlu İnsan Zihin Ruh Beden Festivali’nde katılımcılara drama terapi yapacaksınız. Drama terapi nedir, biraz açar mısınız?

Katılım sayısına göre de değişen oyunlar oynayacağız diyelim. Dijitalleşmenin çok arttığı bir dönemdeyiz gerçekten ve insanlar giderek yalnızlaşıyorlar. Ama bu yalnızlık, farklı türlü bir yalnızlık… Kişi elbette yalnız kalabilmeli, kendi kendine yetebilmeli fakat benim burada sözünü ettiğim artık insanların arasında hiçbir şekilde temas kalmamış olması. Birbirimizden çok uzağız. Bir grup içinde tanıştığımız insanı sonradan hatırlamıyoruz, adını unutuyoruz, bize geçirdiği duyguları anımsamıyoruz. Gözlerimizi kapattık.  Göz kontağı, temas, gülümseme çok önemli. Tiyatronun sırrı ve sihri de burada gizli zaten. Bizim yapacağımız oyunlar da insanların birbirine dokunmasına, temasına yönelik olacak. Biraz da sürpriz olsun istiyorum katılımcılar için.

Bu festivale çok önem veriyorum. Bu konuları merak edip cesaret edemeyen, mecra bulamayan, “nasıl başlarız?” diye düşünen kişiler için çok iyi bir başlangıç olacak bence. En büyük dileğim, çoğunluk olarak erkeklerin katılması. Çünkü bu konularla kadınlar daha çok ilgileniyor. Erkekler arasında da daha fazla yaygınlaşmasını arzu ediyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s