Aradığımız her şey içimizde


Yorum bırakın

Kendini Seven Kötü Cadı!

“Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?” diyen kötü kalpli kraliçenin masalıyla büyüyen bir çocuktum ben. Kendini sevmenin, güçlü ve zengin olmanın kibir, bencillik ve kötülükle ilişkilendirildiği, fakir, ezik, güçsüz olmanın erdem olduğunu anlatan, örnekleyen masallarla, Türk filmleriyle büyüdü benim neslim.

Öyle derine işledi ki bu şablonlar, kendimize ve dünyaya dair tüm düşüncelerimizi, inançlarımızı ve dolayısıyla kişiliğimizi ve hayatımızı şekillendirdi.

Toplumda şöyle etrafınıza bir bakın, evlenip aile kuran eşlerin, kendi aileleriyle olan bağımlı ilişkilerinden kurtulamaması evlilikleri ne hale getiriyor? “Ailesi ve elalem ne der”korkusuyla kendi arzu ve ihtiyaçlarını yok sayarak yaşayan insanlar hayatını nasıl heba ediyor. Mutlu olmadığı ilişkileri, işleri sağlığını yok etmek pahasını nasıl sürdürüyor. Hepsinin altında yatan, insanın kendi öz varlığını değerli görmemesi ve hatta kendini sevmenin ve istediklerini yapmanın suçluluk ve utanç kaynağı olduğuna dair derin inançlarıdır aslında. Bu inançlar çok küçük yaşlarda özellikle 0-7 yaş arasında önce ebeveynlerden sonra eğitim sisteminden ve hatta anlatılan masallardan ilmek ilmek işleniyor çocuğun zihnine. Önceleri sevilmek ve değerli hissetmek için kendini anne babasını mutlu etmeye mecbur hisseden çocuk büyüdükçe bu davranış şablonunu patronuna, sevgilisine, eşine hatta arkadaşlarına kadar genişleterek, bir yaşam biçimi haline getiriyor. Hayatını, başkalarının kurbanı olarak yaşadığına kendini ikna edip, tüm bunların kaynağının kendisini sevmemek, kendini başkaları kadar değerli görmemek olduğunu da idrak edemiyor.

Okumaya devam et

Reklamlar